Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu

Gayrimenkul piyasasında satış ve kiralama süreçleri hızlandıkça, mal sahipleri ile kiracılar arasında taşınmazın gösterilmesi konusunda yaşanan anlaşmazlıklar da artıyor. Özellikle mevcut kiracının evi veya iş yerini potansiyel alıcılara ya da yeni kiracılara göstermeyi reddetmesi, süreci ciddi şekilde tıkayabiliyor. Bu noktada devreye giren hukuki düzenlemeler, hem mal sahibinin mülkiyet hakkını hem de kiracının konut dokunulmazlığını korumayı amaçlıyor. Türk Borçlar Kanunu, kiracıya belirli şartlar altında taşınmazın gösterilmesine izin verme yükümlülüğü getirirken, bu hakkın kullanımında kiracının huzuru ve yaşam düzeni de gözetilmek zorunda. Dolayısıyla, mal sahiplerinin süreci doğru yönetmesi, yazılı bildirimlerle taleplerini kayıt altına alması ve gerektiğinde mahkeme yoluna başvurması, hem hak kayıplarını önlemek hem de hukuki risklerden korunmak açısından kritik önem taşıyor.
Kiraya verilen bir evin veya iş yerinin satılması ya da yeni bir kiracıya kiralanması gerektiğinde, taşınmazın potansiyel alıcılara veya kiracılara gösterilmesi çoğu zaman kaçınılmaz hale geliyor. Ancak uygulamada birçok mal sahibi, kiracının taşınmazı göstermeye izin vermemesi nedeniyle ciddi sorunlarla karşılaşabiliyor.
Kiracının evi göstermeyi reddetmesi satış veya yeniden kiralama sürecini durdurabilir mi? Kakıcı & Şimşek Hukuk Bürosu kurucularından Avukat Elvan Kakıcı Şimşek, mal sahiplerinin haklarını ve dikkat etmesi gereken hukuki sınırları anlattı.
Türk Borçlar Kanunu, kiracıya belirli şartlar altında kiralanan taşınmazın gösterilmesine izin verme yükümlülüğü getiriyor. Bu kapsamda mal sahibi, taşınmazını satmak veya yeniden kiraya vermek amacıyla evi ya da iş yerini üçüncü kişilere gösterebiliyor. Ancak bu hakkın kullanımı sırasında kiracının yaşam düzeni ve menfaatleri de gözetilmek zorunda.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Elvan Kakıcı Şimşek, “Kanun, mal sahibine taşınmazını gösterebilme hakkı tanırken, bu hakkın makul şekilde kullanılmasını da zorunlu kılıyor. Gösterim gün ve saatlerinin kiracıyla uyumlu şekilde belirlenmesi, taşınmaz içerisindeki eşyalara zarar verilmemesi ve kiracının huzurunun korunması gerekiyor” dedi.
Uygulamada yapılan en büyük hatalardan biri, taleplerin yalnızca sözlü olarak iletilmesi. Mal sahibinin, taşınmazı göstermek istediğini yazılı olarak kiracıya bildirmesi büyük önem taşıyor. Bu bildirim noter ihtarnamesiyle yapılabileceği gibi, ispat açısından kayıt altına alınabilecek farklı yöntemler de tercih edilebiliyor.
Avukat Elvan Kakıcı Şimşek, “Kiracıya hangi gün ve saatlerde taşınmazın gösterilmek istendiğinin açık şekilde bildirilmesi gerekir. Yazılı bildirimler, ileride açılabilecek davalarda mal sahibinin haklılığını ortaya koyan önemli deliller arasında yer alır” ifadelerini kullandı.
Bazı durumlarda kiracılar talepleri açıkça reddederken, bazı durumlarda ise hiçbir yanıt vermeyerek süreci kilitleyebiliyor. Kiracının olumsuz yanıt vermesi ya da hiçbir dönüş yapmaması halinde mal sahibinin tek taraflı hareket etmesi mümkün olmuyor. Bu noktada hukuki süreç devreye giriyor.
Kiracının gerekli bildirimlere rağmen taşınmazın gösterilmesine izin vermemesi halinde, mal sahibi Sulh Hukuk Mahkemesi’nde “taşınmazın gösterilmesine izin davası” açabiliyor. Taşınmazın bulunduğu yerde açılan bu dava sonucunda mahkeme, şartların oluştuğunu tespit ederse gösterimin yapılacağı gün ve saatleri belirleyebiliyor. Böylece mal sahibi, mahkeme kararı doğrultusunda taşınmazı potansiyel alıcılara veya yeni kiracılara gösterebiliyor.
Kakıcı Şimşek, şöyle devam etti:
“Mal sahiplerinin en sık düştüğü hatalardan biri de kiracının onayı olmadan taşınmaza girmeye çalışmak. Kanun kiracıya taşınmazın gösterilmesine izin verme yükümlülüğü getirmiş olsa da bu durum mal sahibine sınırsız bir giriş hakkı vermez. Kiracının onayı veya mahkeme kararı olmaksızın taşınmaza girilmesi, konut dokunulmazlığının ihlali gibi ciddi hukuki ve cezai sonuçlar doğurabilir”
Sorunun yalnızca taşınmaza girişle sınırlı olmadığını belirten Şimşek, kiracıyı sürekli aramak, mesaj göndermek veya baskı oluşturacak şekilde rahatsız etmenin de hukuki sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekerek, “Kiracının olumsuz yanıt vermesi veya hiç dönüş yapmaması halinde yapılması gereken ısrarcı davranmak değil, hukuki yollara başvurmak. Mal sahiplerinin haklarını yasal prosedürler çerçevesinde aramaları hem kendileri hem de kiracılar açısından en güvenli yöntem.
Gayrimenkul piyasasında satış ve kiralama süreçlerinin hız kazandığı dönemlerde mal sahipleri ile kiracılar arasında yaşanan gösterim anlaşmazlıkları da artıyor. Mal sahipleri haklı olduklarını düşünerek kendi inisiyatifleriyle hareket etmelerin ciddi hukuki riskler doğurabilir. Bu tür uyuşmazlıklarda doğru yol; yazılı bildirim yapmak, makul süre tanımak ve sonuç alınamaması halinde mahkemeye başvurmak. Böylece hem mal sahibinin mülkiyet hakkı korunuyor hem de kiracının konut dokunulmazlığı ve özel yaşam hakkı ihlal edilmemiş oluyor.” diyerek sözlerini bitirdi.